Anasayfa | Arsiv | Profilim | Rss | E-Mail
MENÜLER

Hakkımda

KIRILGAN bir çocuğum ben. Yüreğim cam kırığı, Bütün duygulardan önce Öğrendim ayrılığı, Saldırgan diyorlar bana. Oysa kırılganım ben. Gözyaşlarım mücevher, Saklıyorum herkesten. Ürküyorlar gözümdeki ateşten. Ürküyorlar dilimdeki zehirden. Ürküyorlar o dur durak bilmeyen gözü kara cesaretimden. Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum, Bir yanı çılgın dağ doruğu. Oysa böyle yapmasam ben, Nasıl korurum içimdeki çocuğu? Bir yanım çılgın nar ağacı, Bir yanım buz sarayı.
Son Yazılarım

Kategorilerim

Son Yorumlar

Arama

Arkadaşlarım


Filistanbul

 

13/1/2007 - ALLAH'SIZ TEKLİF

Kategori: guncel

ALLAH'SIZ TEKLİF

Önce mafya dizilerini gördü bu vatandaş. Yeraltı dünyasını tanıyıp ayak uydurmaya çalıştı. Sonra Aliye geldi. Aldatma ve ayrılık örgüsüyle çocukların durumu konuşulmaya başlandı. Şimdi ise son günlerin en gözde dizisi Binbir Gece ile ahlaksız teklifi tartışır olduk. Yarın başka bir dizi çıkacak ve arkasından laf kalabalıkları yine havada uçuşacak.
Bu yapımcılar Türkiyeye ne konuşturacaklarını gayet iyi biliyor doğrusu. Onlar aldıkları reytinglerle ceplerini doldururken milletin sosyal yapısı bozulmuş çok mu? Meğer ne meraklıymışız bu tür dizilere.
Dizi patladıktan sonra sağ olsun bundan kârlı çıkmayı bilenler boy boy poz verir oldular basına. Kendilerinin de başlarından bu tip olaylar geçtiğini ifade ettiler. Sanat dünyası söz konusu teklif yüzünden birbirine girmiş durumda. Kimi ben yapmazdım kimi ise çocuğum için seve seve diyor. Ya biz ahlakı yanlış biliyoruz ya da bunlar. Ahlakı bir geceliğine emanet edilebilen bir nesne sanıyorlar galiba. Sahi nedir ahlak? Taşınır, devredilir ya da kiraya verilir bir şey mi? Bilmeyenlere duyurulur. İnsanın iyi veya kötü olarak yorumlanmasına neden olan manevi nitelikli huylara, iradeli davranışlara ahlak denir. Yani Kuran-ı Kerimin yasaklarına, "Ve elbette sen yüce bir ahlak üzerindesin" (Kalem 4) ayeti ile onurlandırılan Efendimiz´in sünnetlerine uymaktır. Bunun dışında herhangi bir şeyle ölçemezsiniz. Ne sadece namustadır ne de sözde. Bir bütündür ve eksik parçaları olduğunda kesinlikle tam olarak yerine getirilmiş sayılmaz.
Zina aklama diziyle olur!
Annelik gibi kutsal bir müessese böylesine ucuz bir davranışla ayaklar altına alınabilir mi? Adını anmaktan bile imtina ettiğimiz bir kefeye nasıl konulur? Güzel adlar nasıl böylesine ucuzca kirletilebilir? Niyetler kötü. Amaç şeytan gibi sağdan sağdan yaklaşıp yoldan çıkarmak. Sanki başka çare yokmuş gibi bir tabu oluşturulmaya çalışılıyor. Tamam bir anne evladı için her şeyi yapar. Canını bile verir. Ancak kendini bile bile de ateşe atmaz.
Sinsi diziler sayesinde başkalarına yem olmayı neredeyse normal karşılar hale getirildik. Anneler resmen ahlaksızlığa teşvik ediliyor. Üstelik bunu evladı için yaparsa ne kadar kutsal bir görevi yerine getirdiği imajı empoze ediliyor. Ne yani şimdi evladı için bu tür işlere bulaşmayan anneler vicdansız mı?
Şimdi bu diziyi izleyen ve çocuğu hasta olan anneler ne hissediyor acaba? Suçluluk psikolojisi içinde kıvrandıkları kesin gibi geliyor bana. Kendilerinin eli kolu bağlı oturup, çocuğu için hiçbir şey yapamadıklarını düşünüyorlardır herhalde. Yada en kötü ihtimal bende mi bu yolu denesem diye içlerinden geçiriyorlardır.
Ne acı değil mi? Göz göre göre ahlaksızlık meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bana öyle geliyor ki ilerleyen zamanlarda şu sözcükleri sık sık duyacağız. Çocuğum açtı, hastaydı, evsizdik… kötü yola düştüm.
Bahane çok.
Yahu aç, açıkta, hasta olan milyonlarca insan var. Hepsi gidip namusunu ayaklar altına mı alsın? Yok mu bunun başka yolu? Merdiven silen, örgü örüp satan, çamaşır yıkayıp para kazanan, çocuklarına bakan anneler var. Onlar neden emeğini değil şerefini düşünüyor?
Bize emredilen ahlakta sonuna kadar savaşmak var. Canından olup ahlakını kirletmemek var. Ama nerede? Hayatımızı diziler yönetir olmuş. Daha doğrusu senaristler. Neyin nerede yapılacağına artık onlar karar veriyor. Yapılan yanlış bile olsa bize doğruymuş gibi kakalanıyor.
Getirildiğimiz duruma bakın. Kadın vücudu aşağılanıp meta haline getirildi. Gazeteler, TV programları hatta haberler lüks, bir o kadar da rezil olan hayatlara övgüler yağdırıyor.
Böyle roller var olduğu sürece ahlaken özürlü bir nüfus ortaya çıkacak. Şimdi bile kimin eli kimin cebinde belli değil. Yakında eşler çocuklar birbirine karışacak. Etrafta gerçek annesini, babasını arayan çocuklar türeyecek. Tıpkı Avrupada olduğu gibi. Merak etmeyin bu konuda da ABye ayak uyduracağız.
Türk milleti kopyacıdır
Bazı kesimlerin görüşlerinde insanların dizideki hikayelerden etkilenmeyeceği yer alsa da son günlerde haberlere yansıdığı kadarıyla Türk milletinin kanında rol kopyacılığı kesinlikle var diyebiliriz.
Örnekleri hemen ortaya çıktı, çıkmaya da devam ediyor. İlk teklif bir okul müdüründen hizmetli kadrosundaki bir bayana yapılıyor. Eşinin rahim kanseri olduğu yalanıyla yasak aşk teklifinde bulunan müdür baltayı taşa vuruyor. Evli ve iki çocuk annesi hizmetli bayanın şikayetiyle ahlaksız teklif müdürün başka bir okula matematik öğretmeni olarak atanmasına neden oluyor.
İkinci iğrenç teklif ilköğretim okulu 5. sınıf öğrencisi tarafından bir kız öğrenciye yapılıyor. "Bir gece için 300 bin dolar" diyor. Rolü kapmış çocuk gayet güzel ezber yapmış. Ancak yanından geçen öğretmenin olaya şahit olmasıyla oyunculuk deneyimi son buluyor.
Öğretmen gayet bilinçli şekilde hareket ederek velileri toplantıya çağırıp çocuklara uygunsuz şeylerin izletilmemesi gerektiğini anlatıyor. Kaç veliyi doğruya sevk ettiğini bilemem ama kulak asmayıp gece geç saatlere kadar çocuğuyla böyle saçmalıkları izleyen çok fazla ebeveyn olduğunu biliyorum. Eğitimciler, psikologlar, sosyologlar da zararlı diye bas bas bağırıyor. Ancak televizyon denen dipsiz kuyu büyük küçük demeden herkesi içine çekmeye devam ediyor.
RTÜK takipte
Bilinçsiz olduğu kadar bilinçli vatandaşlarımız da var. Onların hakkını yememek lazım. Uygunsuz buldukları program veya dizi hakkında hemen telefona sarılıp RTÜKü arayarak şikayette bulunuyorlar. Binbir Gecede bu şikayetlerden nasibini almış. Diziyi takibe alan RTÜK yapacağı değerlendirmede yayın ilkelerine aykırı unsurları tespit etmeye çalışıyormuş. İnceleme sonunda şikayetler yerinde bulunursa kanala uyarı ya da programa ceza verilecekmiş. Zaten anayasamızda devletin görevleri arasında anne ve çocuğun korunması yer alıyor. Bu da basın özgürlüğünün kamu ahlakını korumak için kısıtlanabileceği anlamına geliyor. Bakalım üst kurulun kararı ne olacak? Heyecanla bekliyorum sonucu ama bir yandan da içimden geçti Borun pazarı… demekten kendimi alamıyorum.

Modern yaşamla değişen kadın
Nikahlı değil poligamik ilişkilerin peşinden koşarken, arkamızda çok şey bıraktık. Hâyâ, edep bizim için eski Türkçe kelimeler olarak sözlüklerde tozlanıyor. Cinsellik aldı başını gidiyor. Alkol, uyuşturucu tüketimi normal karşılanıyor. Evlenme isteği düştükçe evlenme yaşı da yükseliyor. Doğurganlık düşüyor. Boşanmalar artıyor. Peki bunların hepsi neden kaynaklanıyor? Tabii ki ahlaksızlıktan. Modern yaşam ve laiklik bahanesiyle toplumun hayatında kutsal, güzel olan ne varsa saldırıya uğradı. Daha da ileri gidilip "fuhuş önlenemiyorsa hiç olmazsa meşrulaştıralım" çatlak sesleri yükseldi. Ahlaksız tekliflerin ardı arkası kesilmek bilmedi. Önce başörtünüzü açın dendi. Sonra eteklerinizi kısaltın biraz modern giyinin. E böyle de olmaz biraz kırıtın. İslâmın yücelttiği kadın, et parçaları haline getirilip her işte malzeme gibi kullanılarak aşağıların aşağısına çekildi. Şimdi de kadınlara namusunu bir geceliğine satması için para teklif ediliyor. Edilir edilir. Bal gibi edilir. Siz bu kadınlara bu değeri biçerseniz karşılığını da böyle alırlar. Bazı insanlar bir zamanlar bedenlerini satıp para kazanıyorlardı. Bunun adına artık beden satmak diyemem. Ruhlar satılığa çıkarılmış. Türkiyenin sürüklendiği ahlaki buhran ortada. Suç aslında dizideki karakterlerde değil. Suç toplumu bu hale getirenlerde. Ortamı hazırlayanlarda. Çöküntüyü önceden fark edip önlem almayanlarda. Göz yumanlarda. Aldırış etmeyenlerde. Bu çorap söküğü daha nice örgüleri de beraberinde götürür. Her şey birbirine bağlı sanki. Sırası geldikçe kim bilir daha ne ahlaksızlıklar göreceğiz?

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/1/2007 - Şeytan'ın sineması: 'Çocuk pornosu'

Kategori: guncel

Şeytan'ın sineması: 'Çocuk pornosu'
Ali Murat Güven
Yeni Şafak, 24.11.2006

Sonunda korkulan oldu ve son çeyrek yüzyıldır modernitenin batıdan ülkemize doğru süpürdüğü her türlü pislikle teker teker acı yüzleşmeler yaşayan Türkiye, en sonunda, adına "çocuk pornosu" denilen illetle de tanıştı. Hem de ne tanışma; insanın düşündükçe -hem kurbanlar hem de failler adına- yüreğini dağlayan bu kirli tutkuda yalnızca "meraklılar" tribününde de değiliz. Olaya, doğrudan "üretici ülke" kontenjanından girdik! New York Times bile Türkiye'nin bu tür filmlerin müşterileri için yeni bir vaha olduğunu yazabiliyor artık…

Tayland, Filipinler, Brezilya ve paramparça olmanın sancılarını en sert şekilde yaşayan eski Sovyet topraklarında pedofili manyakları için kurulan çocuk pornosu tezgâhlarını iyi-kötü bilenler, bunun böyle olacağını daha yıllar öncesinden sezmeye başlamışlardı. Böyle bir öngörüye de olmayan kâhinlik yeteneklerimizle değil, Türkiye'deki toplumsal çatırdamanın önümüze koyduğu somut verilerden hareketle ulaşıyorduk.

Bir kere, çeşitli nedenlerle annesiz-babasız kalmış sokak çocuklarıyla ilgili hiç bir radikal önlemi bulunmayan Türkiye gibi az gelişmiş ülkeler, pedofili dünyasının her zaman en fazla iştahını en fazla kabartan coğrafî bölgeler olmuşlardır. New York'ta bir çocuğu kaçırıp porno filmde oynatırsanız, FBI sizi fare deliğine saklansanız bile bulur ve sülalenizle birlikte yok eder. Kimse de "demokrasi", "insan hakları", "bireysel özgürlükler" falan diye cavcava yapamaz. Ama bu gibi şeytanî işler üçüncü dünyanın yoksullukla bezeli kentlerinde her zaman için daha kolay yürüyor. Hatırlarsınız, Brezilya polisinin vaktiyle Rio De Janeiro'nun varoşlarında -zenginlerin huzurunu kaçıran birer haşarat gibi gördüğü- sokak çocuklarını öldürmek amacıyla "ölüm mangaları" kurduğu ortaya çıkmış ve dünya aylarca bu skandalı konuşmuştu. Latin Amerika'nın müzmin ekonomik depresyon, zayıf devlet otoritesi ve bireysel güvenlik yoksunluğu gibi sorunlarla boğuşan bütün ülkelerinde öteden beri var olan çocuk sömürüsü, sonradan dağılan SSCB imparatorluğunun topraklarına da sıçradı. Bu ülkenin hinterlandı durumundaki Türkî Cumhuriyetler ise gerek iyi-kötü yürüyüp giden İslâmî toplumsal dokuları, gerekse diktatörler eliyle yürütülen sert idârî sistemlere sahip olmalarından dolayı böylesi pis işlere görece uzak kaldılar. Asya-Pasifik kıyılarının Filipinler ve Tayland gibi egzotik ülkelerini ise zaten hiç sormayın. Budizmle müthiş bir iç huzur yakalamış pozlarındaki bu diyarlarda, gerçekte bütün o sanal huzurunun ardında devletin dokunmamayı tercih ettiği fuhuş sektörünün bulunduğu artık herkesçe biliniyor. Özellikle de çocuk yaştaki kurbanlar, bu kokuşmuş yapının en gözde ticarî ürünleri…

Ve şimdilerde artık bütün bu bildik adresler birer birer çaptan düşüyor. Bir bebeğin ya da çocuğun, özellikle 1999 depremindeki toplumsal kaostan (ve ölümü diri mi olduğu bilinemeyen binlerce kayıptan) sonra bir sokak köpeğinden daha fazla ucuzladığı ülkemizde, hem organ mafyasının hem de pedofili pornosunun eylemleri de doğal olarak iyice zıvanadan çıktı.

Bugüne kadar yapılan kriminal araştırmalar, çocuk pornosunun uluslararası yönetim merkezinin Hollanda olduğunu gösteriyor. Bu öylesine bir sektör ki zayıf karakterli ruhların, kimi zaman tek bir DVD kopyada 1000-1500 dolara ulaşan "zengin işi" bir eğlence karşısında direnebilmeleri imkânsız. Nitekim, AKP milletvekili Turan Çömez de 17 aylık o gariban bebeğin başına gelenlerden sonra yaptığı araştırmaların, onu 80-90 milyar dolarlık ticaret hacmi bulunan ürkütücü bir sektöre götürdüğünü söylüyor. Bütün bu devâsâ para havuzunun içi ise o küçücük bedenlerin kanıyla dolmakta…

Çocuk pornosunun en tehlikeli boyutlarından biri de bu iş için sömürülen sokak çocuklarının, eğer yaşadıklarını başkalarına anlatacak yaştaysalar birer "tehdit" olarak görülüp, mafya tarafından çekimlerden sonra yok edilmeleri… Bundan yıllar önce, Rusya'da içi ağzına kadar küçük iskeletlerle dolu bir toplu mezar bulunduğunu tüylerim ürpererek okumuştum. Polisin bulguları, onları, iskeletlerin bir çocuk pornosu mafyasının kurbanları oldukları sonucuna götürmüştü. İşte böylesine gözü dönmüş, böylesine gaddar bir sektörden söz ediyoruz.

İzmir'de tacize uğrayan minik kızın acılı serüvenini uzun süre yazılımcı arkadaşlarıyla birlikte takip etmiş olan sağduyu sahibi bir Türk internet uzmanı, "O çocuğa yalnızca tecavüz edilmekle kalınmadı, aynı zamanda tecavüz filme de alındı ve ekibimiz çekilen görüntülerin internet üzerinden ABD'ye, Kanada'ya transfer edildiğini saptadı. Bu olayı devletin bütün ilgili makamlarına yazılı olarak rapor etmemize rağmen hiç kimse bizleri ciddiye almadı" diyor ve hemen ardından da ekliyor: "Göreceksiniz, yakında bebeğin tecavüz görüntüleri uluslararası internet ortamına düşecektir!"

Ne kadar güzel değil mi? Adamlar, üstlerine vazife olmamasına rağmen vicdanî bir dürtüyle olayın izini sürmüşler, yetkililere aylar önce haber vermişler ve devletimiz de horul horul uyumuş.

Bu ülkede çocuk pornosu söz konusu olduğunda "AB kriterleri" falan değil, "Çin yasaları" söz konusu olmalıdır. Türkiye'nin yakın bir gelecekte bu iğrenç meşgalenin ticarî merkezi olması riskini kökünden bertaraf edebilmek için yapılması gereken tek şey bu... Bu tür filmleri çekmeye niyetlenenlerin, çekenlerin ya da satın almak isteyenlerin kıçları feci şekilde tutuşmalı, yakalandıklarında başlarına geleceklerden ölesiye korkmalılar. Oysa, şu anki durum hiç de öyle değil. Hatırlarsınız, daha bir kaç yıl önce aynı suçtan yakalanıp sansasyonel duruşmalar eşliğinde yargılanan Bursalı bir rehberlik öğretmeni, daha kamuoyunun öfkesi bile dinmeden tahliye olmuş, ardından da tekrar aynı işle uğraşırken enselenmişti. Çünkü, dediğimiz gibi, işin kârı, riskinin fersah fersah ötesinde...

geberttiklerinin ardından bir damla bile gözyaşı dökmeyecektir.

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->